Transatlantik: Ermenistan'da seçimler | İran savaşında son durum

09.06.2026 medyascope.tv

9 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Transatlantik’i yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Transatlantik'le karşınızdayız. Washington'da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar'la birlikte dünyayı konuşacağız. Arkadaşlar, merhaba.
Gönül Tol: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Önce İran Savaşı'ndan konuşalım istiyorum. Çünkü benim çok acı bir deneyimim oldu. Irak'ta Süleymaniye'de Delphi Forumu'nun toplantısına gitmiştim. Türkiye'den de bayağı katılımcı, izleyici ve konuk vardı. Normalde bizim pazartesi sabahı erkenden Erbil'den uçağımız vardı. Ama pazar akşamı gece geç saatte İran, İsrail hedeflerine saldırınca, Irak hava sahası kapandı ve biz karayoluyla Diyarbakır'a gitmek zorunda kaldık. Bugün itibarıyla hava sahası açılmış, yani biz bir günle kaybettik. Türkiye'de insanlara “Savaş nedeniyle gelemiyorum” diyorum, "Ne savaşı?" diyorlar. İnsanlar, İran'ın İsrail'e saldırdığını, İsrail’in de misilleme yaptığını pek bilmiyordu. Ama garip bir durumdu. Ne oldu Gönül tam olarak? Bizim uçak yattı da, savaş olarak ne oldu? İran’ın Lübnan nedeniyle İsrail'e saldırdığını biliyorum ama ciddi bir saldırı mıydı? Çok önemli hasarlar verdi mi? Trump'ın, "Yapmayın artık uzatmayın bu işi" dediğini de okudum. Bize ne olduğunu bir anlatır mısın?
Gönül Tol: Lübnan nedeniyle müzakereler başladığından bu yana İran hep Lübnan meselesini bu müzakerelerin bir parçası olarak gösteriyordu ve “İsrail'in Lübnan'ı işgalden vazgeçmesi, saldırıları sonlandırması lazım” diyordu. Tabii Netanyahu buna çok yanaşmıyordu. Bu arada Lübnan'da sivil ölümleri çok artmış durumda, onun da altını çizmek lazım. Çünkü İsrail işgale devam ediyor. Güney Beyrut'u bombaladı ve bu nedenle İran İsrail'e saldırdı. İsrail yanıt verdi ve Trump araya girdi. Trump, Financial Times gazetesine verdiği bir röportajda “Savaşın gidişatına ben karar veririm, Netanyahu değil” dedi. Netanyahu'ya bu konuda çok öfke duyduğu açık. Lübnan meselesinde geri adım atmasını zaten geçen hafta da istemişti. Çünkü Trump açısından, İran'la bu müzakereleri nihayete erdirmek çok önemli. Hep konuştuğumuz gibi, İran'ın Hürmüz üzerindeki kontrolü, Trump'ın, özellikle iç siyasette çok altını oyan bir durum. Burada kasım ayında ara seçimler olacak ve ondan evvel bu Hürmüz'ün kapatılması ve Hürmüz'ün İran kontrolünde olmasının yarattığı ekonomik şokları azaltabilmek için Trump bir an evvel İran'la bir müzakere masasına oturmak istiyor. Aslında İran da öyle. Fakat İran müzakerelerde elinin daha güçlü olduğunu anlıyor çünkü burada seçimler yaklaştığı için Trump'ın bir an evvel bir zafer ilan etmek istediğini anlıyor. İran ise aylarca bu savaşı sürdürebileceğini düşünüyor. Böyle bir güç dengesizliği var. Bu nedenle de müzakerelerde bir yere gelinemiyor.
Burada bence asıl altının çizilmesi gereken konu şu: Biz bu programda söylemiştik daha evvel; Trump ve Netanyahu'nun takvimi birbirine uymuyor; takvimi ve çıkarları arasındaki makas gittikçe açılmaya başlıyor. Bu savaş başladığında, 28 Şubat'ta İran'a dair saldırılar başladığında “Netanyahu'nun gündemi bu savaşı mümkün olduğu kadar uzatmak” demiştik. Bu, yıllardır hayalini kurduğu bir hedefti. Bütün Amerikan başkanlarına İran'a karşı bu tür bir saldırı konusunda baskı yapmıştı. Ama bugüne kadar hiçbir Amerikan başkanı Netanyahu'nun bu talebine pozitif yanıt vermemişti. Ta ki Trump'a kadar. Trump nihayetinde buna yanıt verdi ve bu savaş başladı. Netanyahu'nun perspektifinden bakarsak: Bu yıl sonbaharda İsrail'de seçimler olacak. Netanyahu'nun muhalifleri Netanyahu'yu çok eleştirmeye başladı. İran Savaşı başladığında aslında bu eleştirilerin dozu çok daha azdı. Çünkü pek çok İsrailli, Netanyahu muhalifleri de “Bu gerçekten başarılı bir operasyon olabilir. İran rejimi devrilebilir” diye düşünüyordu. O nedenle eleştirilerini çok dillendirmiyorlardı. Fakat artık gelinen noktada Netanyahu'nun hem İsrail halkına hem Trump'a verdiği sözlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Trump’a “Biz saldıralım. Çok kısa bir zamanda İran rejimi devrilecek” diyordu, bu bir.
İkincisi, “Biz saldıralım. İran rejimi o kadar zayıfladı ki ne komşularına saldırabilir ne bize saldırabilir” diyordu. Daha birkaç gün evvel Kuveyt Uluslararası Havaalanı'na saldırdı İran. İsrail'in içine saldırmaya devam ediyor. Rejim de düşmedi. İran'ın nükleer müzakere konusunda da çok geri adım atmaya niyeti yok. Bu durumda Netanyahu zor durumda kalmış oldu ve bundan yararlanarak İsrail'in eski başbakanı Naftali Bennett ve ekim ayındaki seçimlerde Netanyahu'nun karşısında olacak muhalif adaylardan bir tanesi, eleştirinin dozunu çok artırmış durumda. Netanyahu'yu zayıf olmakla suçluyor, “İran'ın bize saldırısına izin veriyorsun” diyor. Diğer muhalifler, Netanyahu'yu Trump'ın sözünü çok fazla dinlemekle suçluyor. Dolayısıyla Netanyahu çok sıkışmış bir durumda. Bir yandan Trump'ın dur dediği yerde durup zayıf bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Diğer taraftan, İran'a bu zayıflık portresini, resmini çizmek istemiyor, ama öte yandan da hakikaten Amerika olmadan bu savaşı devam ettirebilecek bir durumda değil. O nedenle Trump'ın bu “Derhal savaşı durdur” sözüne aslında iki arada bir derede hem muhaliflerini hem Trump'ı memnun etme potansiyeli olan bir yanıt verdi. İran'a saldırdı ama sonra saldırıyı durdurdu. O yüzden asıl bence savaşın gidişatını belirleyecek husus, Trump’ın ne kadar bastırmaya devam edeceği. Trump, tıpkı İran tarafı gibi Lübnan konusunu da paketin içine aldı. “Hizbullah'a da saldırılar dursun” diyor. Bugünlerde bu iki lider arasındaki tansiyon artarsa, onun sahaya direkt etkileri olacaktır.

Ruşen Çakır: Ömer, İran o kadar darbe yedi ama hâlâ saldırabiliyor. Bu nasıl oluyor?
Ömer Taşpınar: İran'ın savaşma kapasitesi %50, 60 oranında azaldı. Buradaki değerlendirmelere göre elindeki askerî olanaklarının, balistik füze imkânının yarısı hâlâ duruyor, dronları duruyor. Her ne kadar İran bir darbe almış olsa da, her şeyden önce Hürmüz Körfezi'ni abluka altına aldığı için üstünlük onda. Bu savaşın kazananı aslında bence İran. İran kazanmış gibi davranıyor çünkü kazandı gibi. Niye kazandı diyorum? Çünkü Amerika askerî olarak hava gücüyle saldırdığında, misillemeyi Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ama özellikle Katar’a yaptığı anda, birdenbire savaşın dengelerini değiştirdi İran. Amerika, savaşı İran cephesine yükledi ama İran misilleme olarak Körfez'deki bütün ülkeleri, başta da Katar'ı vurabileceğini gösterince, artı Hürmüz'deki abluka nedeniyle petrol fiyatları bu kadar artınca, üstünlük İran'ın eline geçti. Geçen haftaki yayında https://medyascope.tv/2026/06/03/trump-netanyahu-gerilimi-natonun-gelecegi/ da konuştuğumuz gibi, İran bu diplomatik görüşmelerde tazminat istiyor. Normalde, bir savaşı kaybetmişsen tazminat istemezsin. Savaşı kazanan tazminat alır. Burada İran rejimi hep konuştuğumuz gibi ayakta kalarak zaten bir başarı kazandı. Rejim yıkılmadı ve uzun zamandır İsrail bölgede hegemon gibi algılanırken, bugün, İsrail'in askerî hedeflerine, stratejik hedeflerine ulaşamadığını görüyoruz. İran'da rejimi güçlendiren bir savaş oldu bu. Savaş sonucunda İran, Hürmüz Körfezi'ni de abluka altına aldıktan sonra, eskiden olmadığı kadar üstünlük ele geçirdi. İsrail’e misilleme de yapabiliyor. Artı kendini o kadar güçlü hissediyor ki, eskiden İsrail Hizbullah'a saldırdığında, hiçbir zaman İran İsrail'e direkt olarak misilleme yapmazdı, vekil güçler üzerinden misilleme yapmaya çalışırdı. Şu anda hem vekil güçler üzerinden, Husiler ve Yemen üzerinden misilleme yapıyor hem de kendisi balistik füze yolluyor. Ve İsrail durduğunda duruyor. İsrail niye duruyor? İsrail de Trump ‘’dur’’ dediği için duruyor.
Şu anda Amerika aslında inisiyatifini kaybettiği bir savaşta tekrar inisiyatif kazanmaya çalışıyor. Çünkü normal şartlarda şu anda İsrail savaşa geri dönmek istiyor. İran'ı bu şekilde güçlenmiş bırakmak istemiyor. Netanyahu açısından İran'a saldırı Amerika ile beraber çok büyük bir başarı olarak algılanırken, İran'ın bu savaştan neredeyse daha güçlü çıkması Netanyahu'yu çok zor duruma getiriyor. Ayrıca Gönül'ün de anlattığı gibi, Trump'ın, Biden yönetiminin İsrail üzerinde kurmadığı kadar ciddi baskı kurmuş olması, Amerika’nın isterse İsrail'i durdurabileceğini gösteriyor. Bu savaşın en önemli sonuçlarından bir tanesi, Amerika ile İsrail arasındaki makasın açılması.Geçen hafta da anlattığım gibi, bugün artık Amerikan kamuoyunda İsrail'e bir tepki var. Petrol fiyatlarının yükselmesinden, bu savaşın çıkmasından tabii ki Trump sorumlu tutuluyor, ama Trump’ın bu savaşa niye girdiği sorusuna verilen en genel cevap ‘’İsrail nedeniyle girdi. İsrail, Netanyahu onu ikna etti’’ cevabı. Trump da bundan hoşlanmıyor. Sürekli gazetecilere ‘’her şey benim kontrolüm altında’’ diyor ama kontrolü altında olan tek husus, İsrail'in İran'la daha ciddi ve büyüyecek bir savaşa gitmemesi.
Ben bir analiz yapacak olursam, Amerika’nın inisiyatifi kaybettiğini söyleyebilirim. Bana göre işler daha çok İran'ın lehine gidiyor. İran ne yapabileceğini kendisi belirleyebiliyor. Masaya gelme konusunda, taviz verme konusunda karar vermesi gereken İran. Amerika’nın eli her ne kadar zayıf olsa da,’’ hem Hürmüz Körfezi'ni açacaksın hem nükleer konuda tavizler vereceksin hem de yaptırımları öyle hemen kaldırmayacağım’’ gibi maksimalist bir şekilde sanki kendisi kazanmış gibi davranıyor. Ama gerçek şu ki bu savaşı Amerika kazanmadı. Amerika kazanabilir miydi? Kazanırdı ama kara operasyonu yapması gerekirdi. Kara operasyonuyla Hürmüz Körfezi'nde bir koridor açması ve belirli bir İran toprağını orada bir köprü şeklinde işgal etmesi gerekirdi. Bu da yaklaşık 150-200 bin Amerikan askerinin İran topraklarında savaşıyor olmasına neden olurdu. Trump buna yanaşmak istemiyor. Pazar sabahı buradaki NBC News kanalına konuştu. Orada sürekli olarak kendisine “Biz niye Ortadoğu'dayız? Ortadoğu'dan çıkmak istiyorduk. Halk bizim Ortadoğu'da tekrar Irak, Afganistan dönemine benzer uzun bir savaşa girdiğimizi düşünüyor. Bakın petrol fiyatlarına” dendiğinde çok sinirlendi: “Biz bataklığa batmadık. Ortadoğu'da uzun bir savaş içinde değiliz. Bu savaş başlayalı sadece 3 ay oldu. Benim istediğim yerdeyiz. İran çok zayıfladı. İran'ı neredeyse devirdik. Her şey benim istediğim gibi” diyerek alternatif bir hayâl dünyası sunuyor. Ama tabii ki bu hayâl dünyası gerçek değil. Zaten bu bahsettiğim söyleşide de gazeteciyle arasında kavga çıktı. Trump söyleşiyi bırakıp gitti.

Ruşen Çakır: Evet. O çok komikti.
Ömer Taşpınar: Trump 2020 seçimlerini hatırlattı. 2020 başkanlık seçiminin hileli olduğunu iddia etti. "Biz o seçimleri kazanmıştık zaten" dedi. Şu anda California’da Valilik ön seçimleri yapılıyor. Trump ‘’orada da bir sürü hile hurda dönüyor” diye cevap verdi. Gazetecinin seçimlerde usulsüzlük yapıldığına dair herhangi bir kanıtı olup olmadığını sorması üzerine Trump gerildi California'daki seçim yetkililerinin ve medya mensuplarının çoğunun "hilebaz" olduğunu öne sürdü. Gazeteci söylediklerinin arkasında durunca, Trump, “Ben sıkıldım bu söyleşiden, gidiyorum” dedi ve çekip gitti.

Ruşen Çakır: Ömer sıkılırsan Transatlantik'i her an terk edebilirsin. Şöyle bir durum oldu: Süleymaniye'de Peter Galbraith'le karşılaştım. Ben Washington'dayken "Irak'ın Sonu" kitabın yazmıştı ve o zaman kendisiyle röportaj yapmıştım, hatırlarsın belki.
Ömer Taşpınar: Evet hatırlıyorum.

Ruşen Çakır: Adama bunu söyledim, kendimi hatırlattım. Hatırlamadı tabii. "Nasıl gidiyor Türkiye?" dedi. Ben de “İşler çok kötü” dedim. O da bunun üzerine “Bizim kadar kötü olamazsınız” dedi. Gönül, biraz Ermenistan’ı konuşalım. Ermenistan seçimlerinde Paşinyan çok ciddi bir fark attı ve bunun kazananlarından birisinin de Ankara olduğu yorumları yapılıyor. Anladığım kadarıyla Ankara'yla, Türkiye ile yakınlaşması da ona olan ilgiyi artırmış sanki. Ben mi abartıyorum?
Gönül Tol: Doğru Ruşen. Zaten bu seçim Paşinyan'ın hem barış ajandası üzerine yapılmış bir referandum hem de iç siyasetteki, özellikle muhalefete karşı duruşu üzerine yapılmış bir referandumdu. Bunun sonuçlarını o iki çerçeveden yorumlamak lazım. Söylediğin gibi tek başına hükûmet kurabilecek çoğunluğa erişti ve bu da ‘’Türkiye de kazandı’’ yorumlarına sebep oldu. Ama orada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var; evet, tek başına hükûmet olacak çoğunluğu almış olabilir, fakat bir Anayasa değişikliğine gidecek çoğunluğu da alamadı. Bu neden önemli? Çünkü Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir barış anlaşması söz konusu. Azerbaycan bu anlaşmanın yapılabilmesi için, Ermenistan'ın Anayasasını değiştirmesi gerektiğini, Dağlık Karabağ'a Anayasada verilen referansın değiştirilmesi gerektiğini, ancak o şartlar altında bir barış anlaşmasının mümkün olduğunu söylüyor. Bu, özellikle Türkiye-Ermenistan normalleşmesi için önemli. Çünkü Türkiye, ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir barış anlaşması olursa normalleşmenin ilerleyeceğini söyledi. Her şey aslında bu Anayasa değişikliğine bağlı gibi görünüyor ve parlamentoda Paşinyan'ın bu anayasa değişikliğini hayata geçirecek çoğunluğu yok. Ermenistan-Türkiye normalleşmesinde de komplikasyonlar içeriyor bu seçim sonucu.
Fakat genel olarak, Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi'nin aldığı zafer, tabii ki Ermenistan halkının büyük bir çoğunluğunun gerçekten Paşinyan'ın barış ajandasını desteklediğini gösteriyor. Fakat iç siyasette de Paşinyan’ın muhalifleri, Samvel Karapetyan ve Koçaryan çizgisindeki isimler -ki bunlar Rusya'nın desteklediği isimler- seçimlerde beklenilenden daha iyi bir performans gösterdi. Bu iki hususu bir araya getirdiğimizde bu seçim sonuçlarını nasıl okuyabiliriz? Bunu yanıtlamak için öncelikle iç siyasette Paşinyan'ın neler yaptığına bakmak lazım. Paşinyan, 2018'de ‘’Kadife Devrim’’ ile iktidara gelmişti ve Freedom House gibi demokrasi endeksleri, Paşinyan döneminde seçimlerin Ermenistan'da çok daha rekabetçi bir hâle geldiğini, medyanın özgürleştiğini, yolsuzluklar konusunda ilerleme kaydedildiğini söylüyor. Demokratik kazanımlar açısından aslında Paşinyan'ın attığı adımlar, o post-Sovyet coğrafyasında Ermenistan'ı en demokratik ülkelerden biri hâline getirmişti.
Ama diğer taraftan da demokrasi alanında Paşinyan'a yöneltilen ciddi eleştiriler de var. Mesela muhalefet liderlerine açılan davalar var. Yolsuzluk ve darbe girişimi davaları var. Bir taraftan da gücün merkezîleştiği, Paşinyan'ın elinde toplanmaya çalışıldığı ve yargı yoluyla muhalefetin susturulmaya çalışıldığı bir ortam da söz konusu. Aslında halk, Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi’ne zafer hediye ederek “Tamam barış konusunda sen devam et” dedi. Nedir bu barış ajandası? Azerbaycan'la bir barış anlaşması istiyor, Ermenistan'ın AB üyesi olması gerektiğini söylüyor ki bu çok önemli. Hatta Azerbaycan konusunda şunu da ekleyelim: 2023'teki dönüm noktasından sonra Paşinyan neredeyse “Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıyorum” diyerek, Dağlık Karabağ meselesinde de çok dramatik bir adım attı. Bu barış anlaşmalarıyla AB üyeliği istiyor, Rusya'ya bağımlılığın azaltılmasını istiyor, Türkiye ile normalleşme istiyor, Ermenistan'ı bir lojistik bölgesel üs hâline getirmek istiyor. Bütün bunlara halk ‘’evet’’ demiş oldu.
Peki, halkın Paşinyan'ın frene basmasını istediği nokta neresi? İç siyasette, muhalefetin alanını kısıtladığı noktada halk ona bir uyarı vermiş oldu. Bu seçimlerin Güney Kafkasya'da başlatılan barış süreçlerine etkisi olacağı kadar, Rusya'ya da çok etkisi olacak. Rusya uzunca bir süredir aslında önemli müttefiklerini kaybediyor. Suriye'de Beşar Esad'ı kaybetti. Venezuela'da Maduro, Rusya'nın çok yakın bir müttefikiydi, onu kaybetti. Mali'de, Afrika'da, Rus güçlerinin varlığı zayıflıyor. Moldova'da Rusya'nın desteklediği lider kaybetti. Viktor Orban Macaristan'da kaybetti. Orta Asya ülkeleri ile Rusya'nın her ne kadar hâlâ çok yakın bir ittifakı olsa da, yine de güvenlik ortaklarını çeşitlendirmeye çalışıyorlar. Paşinyan'ın zaferi bütün bunların üzerine gelmiş oldu. Bu arada Rusya seçimlerden önce Paşinyan üzerinde çok ciddi baskı kurdu. Mesela Ermenistan'dan Rusya'ya satılan ürünlerin ticaretine kısıtlama getirdi. Hatta Rusya daha da ileri gidip, Ukrayna benzeri bir operasyonla Ermenistan'ı tehdit etti. Paşinyan'ın kazanması Rusya'nın o anlamda yeni bir kaybı anlamına da geliyor.

Ruşen Çakır: Ömer şunu sormak istiyorum: Türkiye için çok yaygın olan Ermeni lobisi meselesi vardır ve Ermenistan, soykırım, Azerbaycan, Dağlık Karabağ gibi konularda Ermeni lobisi çok sert olarak görülür. Paşinyan’ın bu tür hamlelerini ‘’barış adımı’’ olarak tanımladı Gönül. Ankara'yla yakınlaşmak da buna dâhil. Ermeni lobisi hakkında bizim duyduklarımız ya da bildiklerimizde mi bir sorun var yoksa orada da bir dönüşüm mü var ya da onlara rağmen mi bir hamle yapıyor Paşinyan?
Ömer Taşpınar: Her şeyden önce demografiye bakmak lazım. Ermeni lobisi dediğimiz, Ermeni diasporası. Ermeni diasporası, yani Ermenistan toprakları dışındaki Ermeniler, bugün Ermenistan nüfusunun neredeyse 3-4 misli. Ermenistan nüfusu 2,5-3 milyonken, sadece Amerika'da 2 milyona yakın, Fransa'da 1 milyona yakın Ermeni var. Benim bildiğim, 200-300 bin Ermeni nüfusu Lübnan'da var. Rusya'da 2,5-3 milyon Ermeni var. Yani toplamda 7-8 milyonluk bir Ermeni diasporası var. Uluslararası ilişkiler ve sosyoloji literatüründe bu diasporaların milliyetçiliğine genelde daha radikal bakılır. Diasporadakiler genelde belirli bir kültürel hafızayla yaşarlar. Hele Ermenistan meselesi söz konusu olunca, bu insanların diasporada olmasının, bu topraklardan gitmiş olmasının önemli bir nedeni soykırım. Bu soykırım meselesi, ‘’Ermeni lobisi’’ dediğimiz, Amerika'daki, Fransa'daki Ermeniler… Rusya'daki Ermeniler biraz farklı olabilir, çünkü onların Doğu Ermenistan meselesi de Batı Ermenistan'dan farklı. Ama Batı Ermenistan'dan gidenlerin hepsi, sonuçta soykırım üzerine gittiklerini düşünüyorlar. Türkiye'de biz hep 1915’i söylüyoruz ama Abdülhamid döneminde başlayan, Adana'da ve bir sürü başka yerde -ki bunların soykırım olarak tanımlanması zor- ciddi kırımlar oldu.
Bu arada tabii ciddi bir Ermeni milliyetçiliği de vardı. Ermeni soykırımını Yahudi soykırımından ayıran şey, Ermenilerin ciddi bir milliyetçiliği olmasıydı ve Van gibi yerlerde onlar da tabii ki Türk köylüsünü, Türk askerini öldürdü. I. Dünya Savaşı'nda Rusya'yla ittifakları, bu 1915'teki tehciri getirdi ve bu tehcir sonuçta bir kırıma döndü. Türkiye'de değil ama dünya literatüründe tarihçilerin %90'dan fazlası buna soykırım olarak bakıyor. Diaspora da böyle bakıyor. Diaspora böyle baktığı için, Paşinyan gibi Türkiye ile barışmak isteyen, Azerbaycan'ın Karabağ'ı almasına bir şekilde göz yummuş, bir müdahalede bulunamamış bir lider onların gözünde neredeyse ‘’hain’’ seviyesinde. Paşinyan'ın öyle kolay kolay Beyrut'ta, Los Angeles'ta, Fransa'da diaspora tarafından coşkuyla karşılanacağını söyleyemeyiz. Hatta benim bildiğim kadarıyla o gezilere çok fazla çıkmıyor bile. Çünkü ciddi bir öfke var.
Paşinyan'a baktığımız zaman şunu anlamamız lazım: Kendisi savaş kaybetmiş bir lider. Ermenistan da sonuçta kendi toprağı olarak gördüğü Karabağ'ı kaybetti. Büyük bir hataydı bu tabii. Böyle bir travma yaşamış bir Ermenistan'da, tabii ki Paşinyan'a karşı bir tepki var. Paşinyan buna rağmen kazanıyor, çünkü aslında geleceğini Batı'da gören bir Ermenistan halkı var. Ermenistan'da doğal kaynaklar yok. Petrol, doğalgaz gibi ürünler Rusya'dan geliyor ve Rusya bunları ciddi bir şekilde sübvanse ederek veriyor Ermenistan'a. Bunların gerçekleşmesi için Rusya'yla da iyi ilişkiler içinde olması gerekiyor. Paşinyan bir şekilde Rusya'yı çok küstürmeden Batı'yla iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyor. Ama bu, bir ip üzerinde cambazlık. Çok zor bir şey. Tabii ki Karabağ mafyası dediğimiz Koçaryanlar, Moskova mafyası dediğimiz Putin'e bağlı olan ana muhalefet, bütün bunların ülkede belirli bir gücü var. Paşinyan bunlara rağmen ayakta durabiliyor, seçim kazanabiliyor. Ama Gönül'ün anlattığı gibi, bu seçim, parlamentoda anayasayı değiştirebileceği, yani Karabağ'a verilen referansları değiştirebileceği üçte ikilik bir çoğunluk değil. Bir referandum için çoğunlukta olması gerekiyor. O referanduma gidip gitmeyeceği de muamma. Her ne kadar çoğunluğu kazanmış olsa da, bir önceki parlamento dengesinden daha az çoğunlukta olabilir şu anda.
Senin bahsettiğin, milliyetçilik nedeniyle, soykırım meselesi nedeniyle ve Türkiye'ye duyulan öfke nedeniyle hem diasporanın Paşinyan’ı sevmemesi… Çünkü sonuçta Paşinyan'ın yapmak istediği şey, Türkiye ile sınırları açmak. Aliyev'le geldikleri ve Trump'la yapılan görüşmede de Nahçıvan'a bağlayan Zengezur Koridoru’nun açılması, bütünüyle Ermenistan'ı Batı'ya bağlayacak bir adım. Halk bunu istiyor ama bunların meyveleri uzun zamanda alınacak. Kısa zamanda, hâlâ Rusya güçlü o bölgede. Bu Karabağ’daki gibi çatışmalarda, bu tür savaşlarda Rusya hep inisiyatifi elinde tutardı; bölgeyi kontrol edebilecek kozları vardı elinde. Ama Gönül'ün geçen gün New York Times'da yazdığı gibi, artık Rusya ile Türkiye ilişkilerinde, denge yavaş yavaş biraz daha Türkiye lehine esiyorsa, mesela Ukrayna meselesinde, Türkiye'nin Rusya’ya karşı daha güçlü bir eli varsa, bunun bir boyutu da Ermenistan. Türkiye, Ermenistan, Kafkaslar, Güney Kafkasya'da güçlendi. Putin açısından baktığımızda, Ukrayna o kadar enerjisini aldı ki, hem Suriye'yi kaybetti, ama Suriye'yi kaybettiği gibi de bir bakıma Ermenistan'ı da kaybediyor. Ermenistan'ı kaybediyor oluşu, Kafkaslar'da Türkiye lehine bir gelişme. Türkiye akıllıca davranıp Paşinyan'a çok daha sahip çıkmalı bence. Sınırı açma konusunda maksimalist olmamalı. Türkiye'nin Ermenistan politikası, maalesef neredeyse Bakü tarafından belirleniyor. Türkiye'de de bir Bakü mafyası Azerbaycan mafyası var. O mafya, bir şekilde Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerini ta 2008'deki protokoller döneminden beri kontrol ediyor. Sınır 2008'de açılacaktı, açılamadı. Çünkü hem Türkiye parlamentodan geçirmedi hem de Ermenistan'da yine senin bahsettiğin meseleler ve diasporanın isteksizliği, Türkiye ile ilişkiler konusunda sorun oldu.
Şöyle bitireyim; Ermenistan lobisi, Amerika'da hep bir tek mesele üzerine mobilize olurdu. O da soykırım meselesi. Soykırım meselesi bugün artık Amerika'nın gündeminde değil. Çünkü Kongreden geçti. Ve bu artık kapatılmış bir mesele. Amerikan akademisinde de, Amerikan düşünce kuruluşlarında da, Amerikan basınında da, genelde halk gözünde de artık ‘’soykırım var mıydı yok muydu?’’ gibi bir tartışma yok. O tartışma Türkiye'de var. Türkiye'de de tabii ki herkes ‘’asıl soykırım bize yapıldı, Ermeniler çok öldürdü’’ diyor. Azerbaycan'da ‘’soykırım bize yapıldı’’ diyorlar. Bunun belirli nedenleri de var. Gerçekten ciddi kıyımlar oldu orada. Ermenilerin de Bakü yakınlarında yaptıkları küçük çapta kıyımlar var. Bunlar Azeri halkı tarafından soykırım olarak görülüyor. Çetrefilli bir mesele bu. Türkiye'de milliyetçi tabanın hiçbir zaman elinden bırakmayacağı bir mesele. Çünkü soykırım konusu Türkiye'nin elini kolunu bağlıyordu ama Türkiye jeostratejik olarak o kadar güçlendi ki, bu mesele her ne kadar Amerika'da kapatılmış olsa da Türkiye'de devam eden bir konu. Soykırımı ön plana koymayan, ‘’Türkiye ile ilişkilerimizde soykırım meselesini bir rafa koyalım, bu mesele bizim kültürel mirasımız olmasın. Hatta Ermenistan tarihini soykırım üzerinden okumayalım’’ diyen bir Paşinyan var. Benim bildiğim, tarih kitaplarını bile değiştirmek istiyor. Paşinyan cesurca adımlar atıyor bu konuda. O nedenle Türkiye'nin çok daha ciddi destek vermesi lazım ve bunu yaparken de Azeri lobisinin elini kolunu bağlamasına izin vermemesi gerekiyor.

Ruşen Çakır: Evet arkadaşlar çok sağ olun. Teşekkürler Gönül Tol, Ömer Taşpınar. Size kolay gelsin. Demin bahsettiğim Peter Galbraith'in sözlerini de tekrar hatırlatmam gerekirse, hangimizin işi daha zor bilmiyorum, ama işler hiç kolay değil. Çok teşekkürler. İzleyicilerimize de teşekkürler. Haftaya buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı